Edirne’den Şam’a-1

Sınıra yaklaştıkça insanı hem bir heyecan hem de derin bir düşünce kaplıyor. Yüz yıllarca beraber olduğumuz topraklara ayak basmanın heyecanı ve niçin ayrı düştüğümüz düşüncesi. Önceleri bir şehirden diğerine gider gibi gittiğimiz topraklara birçok kontrolden geçtikten sonra girebilmek oldukça hüzün verici.

Cilve gözünden Suriye’ye girmek kayalık dağların arasındaki yollardan girmek demek. Ama Suriye topraklarında ilerledikçe; ekili yemyeşil, verimli topraklarda ilerliyor, bol bol zeytin ağaçlarını ve Antep (Şam) fıstıklarını görüyorsun.

HaberlerDuyurular

Sınıra yaklaştıkça insanı hem bir heyecan hem de derin bir düşünce kaplıyor. Yüz yıllarca beraber olduğumuz topraklara ayak basmanın heyecanı ve niçin ayrı düştüğümüz düşüncesi. Önceleri bir şehirden diğerine gider gibi gittiğimiz topraklara birçok kontrolden geçtikten sonra girebilmek oldukça hüzün verici.

Cilve gözünden Suriye’ye girmek kayalık dağların arasındaki yollardan girmek demek. Ama Suriye topraklarında ilerledikçe; ekili yemyeşil, verimli topraklarda ilerliyor, bol bol zeytin ağaçlarını ve Antep (Şam) fıstıklarını görüyorsun.

Sınıra yaklaştıkça insanı hem bir heyecan hem de derin bir düşünce kaplıyor. Yüz yıllarca beraber olduğumuz topraklara ayak basmanın heyecanı ve niçin ayrı düştüğümüz düşüncesi. Önceleri bir şehirden diğerine gider gibi gittiğimiz topraklara birçok kontrolden geçtikten sonra girebilmek oldukça hüzün verici.

Cilve gözünden Suriye’ye girmek kayalık dağların arasındaki yollardan girmek demek. Ama Suriye topraklarında ilerledikçe; ekili yemyeşil, verimli topraklarda ilerliyor, bol bol zeytin ağaçlarını ve Antep (Şam) fıstıklarını görüyorsun.

Antakya’dan her gün Şam’a yolcu otobüsleri sefer düzenliyor. 12.00 civarı Antakya’dan, 22.00 civarında da Şamdan kalkıyorlar. Antakya Halep arasında ise karşılıklı taksi seferleri günün yirmi dört saati devam ediyor.

Otobüsümüz Suriye’de değişik fakültelerde okuyan kız-erkek öğrencilerle dolu. Özellikle Antakya’dan sayısız öğrencinin Suriye’de okuduğunu söylüyorlar bize. Onlardan Suriye’nin Hataylılara okuma ve ikame (oturum) kolaylığı da sağladığını öğreniyoruz.

Yol sınırdan Şam’a kadar çift gidiş gelişli. Ama otobüsümüz bir tesiste mola vermek için durduğunda Türkiye ile farkı ilk olarak anlayıveriyorsunuz. Son derece yetersiz ve bakımsız tesisler.

Biz Edirne’den yola çıktığımızda yağmur ve karla yola çıkmıştık. Şam’a da aynı şekilde kar ve yağmurla giriyoruz. Bir Arap ülkesine gidiyor olmanın rahatlığıyla yazlık kıyafetlerimle gitseydim eğer, özellikle ilk üç gün niçin kışlıklarımı almadığıma hayıflanıp duracaktım.
     
Şam otogarına girmek de bizi şaşırtıyor. Zira 4–5 milyon nüfuslu Şam otogarı bizim büyükçe ilçelerimizin oto garları gibi. Tabi tanıdık görüntülerde yok değil. Israrla yükümüzü taşımak isteyen hamallar ve taksiciler hemen etrafımızı sarıveriyor. Taksicileri atlatmak ise bayağı maharet istiyor.

Bizi karşılayan arkadaşımız Türk mahallesinde oturuyor. Dört yıl önce çocuklarını okutmak için Suriye’ye taşınmış. Bu mahalle Şam’ın sırtını dayadığı Kusay dağının eteklerine kurulmuş Rükneddin Mahallesi. Buraya yerleşen Türkler cumhuriyetin ilk yıllarında önce Hatay’a sonrasında Hatay Türkiye’ye katılınca Şam’a yerleşmişler. Mihmandarımız bunlardan bir bölümünün devrim kanunlarından dolayı Türkiye’den ayrıldığını anlatıyor bize.

Rükneddin Mahallesine ulaşmak ise maharet istiyor. Daracık ve labirent gibi yollar hemen kavranacak gibi değil. Ulaşım ise küçük Çin pikap taksileriyle sağlanıyor. Pikabın arkasına biniyorsunuz ve gideceğiniz yere yollanıyorsunuz. O daracık yollarda iki arabanın yan yana geçmesi ise bazen dakikalar alıyor.

Dünyanın neresine giderseniz gidin bir mümini davet eden ses hep aynıdır. Allahu Ekber, Allahu Ekber. Yani Ezanı Muhammedi. Burada da bizi aynı ses davet ediyor. Fakat müezzinin ezanın arkasından salâvat da okuması bize farklı geliyor. Yine kamet hoparlörden veriliyor bütün camilerde. Sabah namazında ikinci rekâtta ise secdeye gitmeden dua okuyor imam sesli bir şekilde. Ve imam namazı kıldırınca cemaati beklemeden mihraptan ayrılıveriyor. Bizdeki gibi tesbihatlar da çekilmiyor.

Burada insanların uzun süreli planlar yapmadıklarını öğreniyoruz. Tanıştığımız gençler; ”her an kararlar değişebilir onun için biz burada günlük plan yaparız”  diyorlar. Dilini tutmamakta son derece tehlikeli imiş. Önce bir miktar polisin misafir hanelerinde! Misafir edilirmişsin, sonra hatırlanınca sınır dışı edilmek mukadder imiş. Onun için Türkler burada ne çekerse dillerinden çekermiş…

 

 

 

Yazarın diğer yazıları:

DÜNYA BİR KİTAPTIR!
HOCA EFENDİM-5.
HOCA EFENDİM-4.
HOCA EFENDİM-3.

Sebahattin BİLGİÇ
sebahattinbilgic@gmail.com

Edirne Mimar Sinan Vakfı

Takip Edin...

Haber & Duyuru

Sohbetler

Soru & Cevap

Sohbet Takvimi