Hidir Baba’dan Bakinca!

          İnsan bazen canı sıkılınca alışılmışın dışına çıkmak ister. Herkesin hüznünü dağıtma metodu farklıdır. Ben bazen Hıdır Baba’ya çıkmayı ve manzarayı temaşa etmeyi tercih ederim. Beni hep mest etmiştir, Hıdır Baba’dan Edirne’yi seyretmek. Oradan Edirne’nin üzerine  bir şemsiye gibi gerilmiş Selimiye’nin kubbesini ve Allah Bir diye şahadete kalkmış minarelerin ahengini seyretmek müthiş bir hazdır. Hıdır Baba’dan bakınca merkezdeki camiler sanki tek bir yapıymış gibi kucak açar.

          Manzaranın beni çektiği bir günde yokuşu aheste aheste çıkıp arabamı park ettiğimde hemen yüzümü hafiften soğuk esen rüzgarın okşayışına aldırmadan o muhteşem kubbe ve minarelerin ahengine döndürdüm.

HaberlerDuyurular

          İnsan bazen canı sıkılınca alışılmışın dışına çıkmak ister. Herkesin hüznünü dağıtma metodu farklıdır. Ben bazen Hıdır Baba’ya çıkmayı ve manzarayı temaşa etmeyi tercih ederim. Beni hep mest etmiştir, Hıdır Baba’dan Edirne’yi seyretmek. Oradan Edirne’nin üzerine  bir şemsiye gibi gerilmiş Selimiye’nin kubbesini ve Allah Bir diye şahadete kalkmış minarelerin ahengini seyretmek müthiş bir hazdır. Hıdır Baba’dan bakınca merkezdeki camiler sanki tek bir yapıymış gibi kucak açar.

          Manzaranın beni çektiği bir günde yokuşu aheste aheste çıkıp arabamı park ettiğimde hemen yüzümü hafiften soğuk esen rüzgarın okşayışına aldırmadan o muhteşem kubbe ve minarelerin ahengine döndürdüm.

          İnsan bazen canı sıkılınca alışılmışın dışına çıkmak ister. Herkesin hüznünü dağıtma metodu farklıdır. Ben bazen Hıdır Baba’ya çıkmayı ve manzarayı temaşa etmeyi tercih ederim. Beni hep mest etmiştir, Hıdır Baba’dan Edirne’yi seyretmek. Oradan Edirne’nin üzerine  bir şemsiye gibi gerilmiş Selimiye’nin kubbesini ve Allah Bir diye şahadete kalkmış minarelerin ahengini seyretmek müthiş bir hazdır. Hıdır Baba’dan bakınca merkezdeki camiler sanki tek bir yapıymış gibi kucak açar.

          Manzaranın beni çektiği bir günde yokuşu aheste aheste çıkıp arabamı park ettiğimde hemen yüzümü hafiften soğuk esen rüzgarın okşayışına aldırmadan o muhteşem kubbe ve minarelerin ahengine döndürdüm.

 

Karşımda ‘Hu’ zikrine sıralanmış kubbeler ve Allah ‘Bir’ diyen minareler. Güzel sesli müezzinin zikre tempo veren ezanları da başlayınca gönül namelerle beraber semaya yükseliyor sanki huşu içinde.

          Ezanı dinlerken yıllar önceki özlemim aklıma geldi. Beş yıl süreyle sokaklarında ezan duyulmayan ve genelde apartman altlarına yapılmış mescitlerin bulunduğu yurt dışında ezan ve Osmanlı mimarisi cami hasretiyle yaşamış, Edirne’ye döndüğümde de ilk yaptığım şey, öğle ezanı vakti Eski Caminin önüne koşmuştum. Eski Caminin karşısındaki büfelerin önüne dikilmiş, yüzümü kalem gibi minarelerinin yükseldiği muhteşem Selimiye Camiine dönmüş, aynı zamanda Üç Şerefeli, Eski Cami ve diğer camilerden yükselecek Ezan-ı Muhammediye’yi beklemeye başlamıştım. Fakat bütün minarelerden farklı ses, farklı makam beklerken, merkezi sistem ezanı duyunca biraz içim burkulmuştu.

          Tabi insanın Hıdırlık’a çıkınca gözü uzaklara kayıveriyor. Kavaklıkların arasından hüzünle ve kıvrıla kıvrıla akan Meriç  ve Tunca nehirleri ayrılığın ve hasretin göz yaşlarını, bağrında bir inci gibi taşıdığını gösteriyor, yansıyan güneş ışınlarında. Tunca geride bıraktığı acılara bir türkü tutturmuş da ağlıyor sanki.

Tunca boylarında tozdan dumandan,
Zalimler bilmez(be yarim) dinden imandan.

Vurdular beni al kanlara acılara
(Be yarim) koydular beni.

          Ah! Meriç ise geçit vermiyor karşı ovalarda, tepelerin arkasında aynı imanı, aynı sevdayı, aynı hasreti paylaştığımız kardeşlerimizle kucaklaşmaya. 

          Ya bağırları delik deşik olmuş, harabeye dönmüş, bu haliyle hala ağlamaya devam eden Hıdırlık Tabyalarına ne demeli. Bu eşsiz Serhat şehrini düşmanlara karşı korumuş, içinde acı hatıralar barındıran tabyalarda gezindikçe insanın içinde hüzün kabarıyor, bütün benliği kaplıyor. Tabya duvarlarında  şüheda askerlerin sesi yankılanıyor  ‘kanımın üzerinde şu içki şişesinin ne işi var’ diye. Bir diğer ses insanın beynine tokmak gibi iniyor; ‘benim düşman mermisiyle düştüğüm yere siz çöpünüzü mü düşürdünüz’ ?

          Tarihe, geçmişimize, ecdada vefa gerek. Hıdır baba ve tabya şehitlerine fatihalardan sonra Sarayiçi’ne doğru hareket ediyorum. Yolda zihnimde Fatih Sultan Mehmet canlanıyor. Sarayiçi’nde doğmuş, çocukluğunu Edirne’de geçirmiş, saatli medresede okumuş… İstanbul’un fethine burada hazırlanmış, yani fetih Edirne’den başlamış. Hep düşünürüm İstanbul’un fethi kutlamalarında Edirne niye olmaz, neden sembolik toplar İstanbul’a doğru yürütülmez mehteran eşliğinde. Sarayiçini, Kırkpınar şenlikleri adı altında kirletenler bir çağın kapanıp yeni bir çağın açılışının Edirne’den başladığını ve Sevgili Peygamberimizin müjdelediği asker ve komutanın Edirne’den yürüdüğünü niye bilmezler!

          Yaklaştıkça kopmuş tesbih tanelerinin her tarafa dağıldığı gibi dağılmış saray kalıntılarına ve balkan şehitliğine, kalıntıların kenarlarına, kurulmuş çilingir sofraları ve davullu zurnalı eğlencelerle ulaşıyorsun. Bu Edirneliler, bu saray kalıntılarına bakıp ibret almaz mı? Şehitlerden utanmaz mı? Neyi kutluyor bu insanlar davul zurna eşliğinde veya sonuna kadar açtıkları arabalarının teyplerinden çıkan şahsiyetsiz gürültü eşliğinde. Bizde tarihe vefa mı kaybolmuş, şahsiyetimizi mi, sağ duyumuzu mu yitirmişiz ?

          Her hafta sonu yüzlerce insan Balkan Şehitliğini ziyaret edip göz yaşlarıyla Fatihalar okuyor. İçleri burkuluyor şehitlikte yatanların hikayelerini dinledikçe. Ve bazen öfkeyle ama çoğu kere acıyarak bakıyorlar açlıktan ada içindeki ağaç kabuklarını yemiş, buz gibi tunca sularına atılarak şehit edilmiş… yirmi bin şehidin üzerinde rezilce eğlenenlere.
Herhalde bu güzel şehirde toprağın altındakiler üstündeki mirasçılarından daha canlı.

Sebahattin BİLGİÇ
sebahattinbilgic@gmail.com

Yazarın diğer yazıları:

YILBAŞI KİRLİLİĞİ.
Garib Bayram!
HAYATIN EN GÜNCELİ!
M. Zâhid KOTKU (R.A.)’i Yad Ederken.

 

Edirne Mimar Sinan Vakfı

Takip Edin...

Haber & Duyuru

Sohbetler

Soru & Cevap

Sohbet Takvimi