Kıtlığın ve açlığın insanlığı ciddi olarak tehdit ettiği 21. Yüzyılda toprak ve su en önemli stratejik maddeler olarak kabul edilmektedir. Su hayatın sürekliliğini sağlayan, kültürleri biçimlendiren, medeniyetlerin kaderini belirleyen, vazgeçilmez bir değer olmakla birlikte hakkında çok az bilgiye sahip olduğumuz bir değerdir aynı zamanda. Tüm okurlara çok ilginç geleceğini düşündüğüm bu büyülü dünya’ya kısa bir yolculuk yapalım isterseniz…

 

Su sihirli bir moleküldür. Hayatın temel kaynağıdır. Vücut sıcaklığımızı sabitler. Besin maddeleri ve oksijeni taşır. Organları ve dokuları korur. Bedenimizdeki oranında meydana gelecek en küçük bir azalma hayatımızı tehlikeye atabilmektedir. Beden suyunun % 10 yitirilmesi halinde hayati tehlike doğar. Bedendeki su miktarının %20 eksilmesi ise ölümle sonuçlanır. Dünyanın dört de üçü, vücudumuzun üçte ikisi sudur. Tüm canlılar için ikame edilemez bir maddedir.

Dünyanın toplam su varlığının %97.5’inin denizlerde ve okyanuslarda bulunan tuzlu su olduğunu, bu suların tarımsal sulama, endüstriyel üretim ve evsel kullanım için uygun olmadığını biliyoruz. Denizler ve okyanuslardaki sular tuzludur ve bu suların tuzluluk oranı hemen hemen hiç değişmez eğer tuz oranı daha fazla olsaydı insanlığın çok önemli bir besin kaynağı olan balıklar yaşayamazlardı. Eğer denizlerde ve okyanuslarda bulunan sular tuzsuz olsalardı, denizler çok pis kokarlardı ve bu pis koku nedeniyle denizlere kilometre yaklaşılamazdı.

Su diğer tüm sıvılardan farklı yaratılmıştır. Böylece insanlar ve diğer canlılar donarak ölmekten korunmuştur şöyle ki; Bilinen tüm sıvılar ısıları düştükçe hacim kaybeder. Hacim azalınca yoğunluk artar ve böylece soğuk olan kısımlar daha ağır hale gelir. Bu yüzden tüm maddelerin katı halleri, sıvı hallerine göre daha ağırdır. Ama suyun bilinen tüm sıvıların aksine katı hali, sıvı halinden daha hafiftir. Bu yüzden buz, suyun dibine batmayıp su üstünde yüzer. Suyun bu özelliği hayatın kış aylarında ya da her zaman soğuk olan bölgelerde sudaki hayatın devam etmesine imkan tanır. Deniz, nehir ve göllerin üst kısmı donar, buz üst kısımda kaldığı için su içindeki canlılar hayatlarını sürdürmeye devam edebilirler. Eğer öyle olmasaydı denizlerin dibi buz tutardı. Denizde yaşayan tüm canlılar ölürdü. Denizler buz tuttuğu için karalarda bundan nasibini alırdı.

Suyun ısıyı iletebilme yeteneği bilinen diğer herhangi bir sıvıdan en az dört kat daha yüksektir. Buzun ve karın ise ısı iletkenlikleri düşüktür. Buz, havadaki soğuğu, altındaki su tabakasına çok az iletir. Böylece dışarıdaki hava -50°C’yi bulsa bile, denizin üstündeki buz tabakası 1-2 metreyi geçmez. Foklar, penguenler ve diğer kutup hayvanları, bu sayede denizin üstündeki buzu delip alttaki suya ulaşabilirler.

Suyun diğer bir özelliği ise yeryüzünde katı, sıvı ve gaz olmak üzere üç fazda bulunabilen tek madde olmasıdır. Bulutlardaki su, suyun gaz fazının; deniz, göl ve akarsular suyun sıvı fazının; kar, dolu ve buzullardaki su ise, suyun katı fazının tipik örnekleridir. Su döngüsünün gerçekleşmesi, buna bağlı olarak tatlı suyun miktarı hiç değişmeyecek şekilde yenilenebilir bir kaynak olarak varlığını sürdürmesi, suyun bu özelliğinin bir sonucudur. Su döngüsünün gerçekleşmesinde ihtiyaç duyulan enerjinin kaynağı ise güneştir.

Göl, akarsu gibi açık su yüzeylerinde en fazla buharlaşmanın yaz aylarında olduğu zannedilir. Öyle olsaydı  bütün denizler, göller, akarsular yazın kururdu. Bu tür açık su yüzeylerinde buharlaşma her zaman ve her sıcaklıkta gerçekleşir. Ancak, en fazla buharlaşma sonbaharın son ayları ile kışın başında gerçekleşir. Çünkü; en fazla buharlaşma su kütlesinin sıcaklığıyla hava sıcaklığı arasında farkın en fazla olduğu dönemde gerçekleşir. Buharlaşmada en önemli nokta hava sıcaklığı ile su sıcaklığı arasındaki farktır. Bu farkın en fazla olduğu dönemde sonbaharın son dönemleridir. Bu dönemde büyük su kütleleri daha sıcak ve hava daha soğuk olduğu için buharlaşma oranı en yüksek düzeye çıkar.

Gezegenimiz 4 milyar 650 milyon yıllık bir geçmişe sahiptir. Dünya üzerindeki en yaşlı kayalar oldukları belirlenen Greenland’daki İsua kayaları içerisinde 3,8 milyar yıllık suya rastlanmıştır. Yeryüzünde bu zamandan daha önce suyun varlığına dair başka kanıt bulunamamıştır.

 

Öğr.Gör.Dr. Alaattin SAKİNOĞLU
asakinoglu@anadolu.edu.tr